Doğum öncesi muayenem sırasında
06 Ocak 2026 Salı 01:22“Bazı olağandışı bulgularımız var. Öncelikle sakin olmanızı rica edeceğim.”
“Sakin olamam,” dedim. Sesim düşündüğümden daha sert çıktı. “Neyi gördünüz?”
Genç doktor konuşmaya çalıştı ama kelimeler boğazında düğümlendi. Yaşlı olan devam etti:
“Ultrason görüntüsünde tıbbi olarak açıklayamadığımız bir durum var. Bu… bir malformasyon değil. Tüm organlar yerli yerinde. Kalp atışı güçlü. Ama—” duraksadı, kelime seçmeye çalıştı “—iki farklı gelişim paterni görüyoruz.”
“İkiz mi?” diye sordum umutsuzca.
“Hayır,” dedi. “Tek bir fetüs. Ama… sanki iki ayrı zaman çizelgesinde gelişiyor gibi.”
O an midemdeki soğuk düğüm daha da sıkılaştı. “Ne demek bu?”
Genç doktor sonunda dayanamadı. “Eşinizin son raporlarını inceledik,” dedi. “Bazı ölçümler… düzeltilmiş. Tarihler yeniden yazılmış.”
Başım döndü. “Bu imkânsız. O benim kocam. O bir doktor.”
Yaşlı doktor gözlüğünü çıkardı. “Tam da bu yüzden endişeliyiz.”
Beni gözlem için başka bir odaya aldılar. Kan testleri, MR, tekrar ultrason… Her testte aynı bakışlar: şaşkınlık, korku, bastırılmaya çalışılan bir panik. Telefonumu elime aldım, kocamı aramak istedim ama parmaklarım titredi. Ya cevap vermezse? Ya cevap verirse ve ben soracak kelimeyi bulamazsam?
Akşamüstüne doğru nihayet yalnız kaldım. Pencerenin dışındaki gün ışığı solarken, telefonum titredi. Kocam arıyordu.
“Nasıl geçti kontrol?” dedi her zamanki sakin sesiyle.
Sessizlik oldu. Sonra sadece şunu söyleyebildim:
“Ne yaptın?”
Nefesi kesildi. O an anladım. Açıklamasından önce bile.
“Dinle,” dedi fısıltıyla. “Orada mısın? Yalnız mısın?”
“Evet.”
“Bazı şeyleri sana daha sonra anlatacaktım. Doğumdan sonra.”
“Anlat,” dedim. “Şimdi.”
Uzun bir sessizlikten sonra konuştu:
“Bu hamilelik… doğal değil. Ama tehlikeli de değil. Sana ya da bebeğe.”
Gözlerimden yaşlar akmaya başladı. “Ne demek bu?”
“Yıllar önce,” dedi, “rahim içi gelişimle ilgili deneysel bir projede yer aldım. Resmî olarak durdurulmuştu. Ama… sonuçları vardı. İnsan embriyosunun zamansal gelişimini stabilize etmeye yönelik bir çalışma.”
“Ben bir deney miyim?” diye fısıldadım.
“Hayır,” dedi hemen. “Asla. Sen sadece… taşıyıcısın.”
O kelime içime hançer gibi saplandı.
“Bebeğimiz,” diye devam etti, “iki olası yaşam ihtimalini aynı anda taşıyor. Bir tür… biyolojik yedekleme gibi düşün.”
“Ve sen bunu bana söylemedin.”
“Söyleseydim hamile kalmana izin verir miydin?” dedi acı bir gülüşle. “Bu, bir mucize. İnsanlığın geleceği için.”
“Benim için değil,” dedim.
Tam o anda kapı tekrar açıldı. Sabahki doktor içeri girdi. Elinde dosya yoktu. Sadece bana baktı.
“Eşinizle konuştuğunuzu görüyorum,” dedi. “Ona şunu söyleyin: Artık çok geç.”
Telefonu kulağımdan indirdim. “Ne için çok geç?”
Doktor derin bir nefes aldı. “Bu fetüs, kendi gelişimini korumaya başladı. Testlerde… bilinç öncülleri tespit ettik. Henüz doğmamışken.”
O an karnımda bir hareket hissettim. Diğerlerinden farklıydı. Daha güçlü. Daha… kasıtlı.
Doktor geri çekildi. “Bu bir çocuk değil sadece,” dedi fısıltıyla. “Bu, bir eşik.”
Gözlerimi kapattım, elimi karnıma koydum. Korku hâlâ oradaydı ama altında başka bir his vardı: tuhaf bir sakinlik. Sanki içimdeki şey… beni duyuyordu.
Telefon tekrar titredi. Kocamdan son bir mesaj geldi:
“Ne olursa olsun, onu koru. Artık senin seçimin.”
O an anladım. Bu hikâye bir doktorun, bir sırrın ya da bir komplonun hikâyesi değildi. Bu, benim hikâyemdi. İçimde büyüyen şeyin ne olacağını kimse bilmiyordu. Ama bildiğim tek bir şey vardı:
Artık hiçbirimiz eski dünyaya ait değildik.
Ve doğum, bir son değil… başlangıç olacaktı. Devamı gelecek…
Müge Anlı, Sinan’ın mesajlarını utanarak okudu!
Hayırlı Evlat Dedikleri Bu Olsa Gerek :) Annesine vuran adama uçan tekme atan buzağı..










