Büyükannem vefat ettiğinde, vasiyetinde bana sadece eski bir kanepe bıra
10 Şubat 2026 Salı 01:15Büyükannem vefat ettiğinde, vasiyetinde bana sadece eski bir kanepe bıraktı. Babam çok sinirlendi. “Bütün servetini mezara götürdü! Sen onun tek torunusun!” dedi. Ama ben onun isteklerine saygı duydum.
O kanepe benim için çok fazla anı barındırıyordu… Büyükannem çayımı yudumlarken bana masallar okurdu, ben de tamamen onun hikayelerine dalmış olurdum. Beni gerçekten anlayan TEK KİŞİ oydu.
Bir gün, yine kanepeye oturdum, ama bir şeyler ters gidiyordu. Sırtıma sert, sivri bir cisim batıyordu. Tereddüt ettim, ama sonra onu açmaya karar verdim. İçinde, çerçevenin içinde, yeşil metal bir kutu vardı. Açtım ve bir yığın kağıt buldum… ve BANA HİTAP EDİLMİŞ BİR MEKTUP!
Titreyen ellerimle açtım. Ve ne yazdığını okuduğumda kalbim durdu. Aman Allahım. Titreyen ellerimle açtım. Ve ne yazdığını okuduğumda kalbim durdu.
“Meleğim,” diye başlıyordu mektup. Büyükannemin el yazısıydı. O kıvrımlı, sabırlı harfler… Sanki yine yanımda oturmuş, gözlüğünü burnunun ucuna indirmiş gibi hissettim. “Eğer bu mektubu okuyorsan, demek ki kanepe sana ulaştı. Ve demek ki zamanı gelmiş.”
Boğazım düğümlendi. Nefes almayı unuttum.
“Bu kanepeyi sana bırakmamın sebebi para değil,” diye devam ediyordu. “Para insanları bozar. Ama hakikat… hakikat doğru zamanda bulunursa insanı özgürleştirir.”
Kutunun içindeki kâğıtları çıkardım. Bir mektup daha vardı. Sonra bir tane daha. Ve bir tane daha. Hepsi numaralandırılmıştı. Büyükannem her şeyi planlamıştı. İkinci mektubu açtım.
“Baban sana kızacak,” diyordu. “Çünkü o hep fazlasını istedi. Ama hiçbir zaman hazır olmadı. Ben ise seni izledim. Sessizliğini, sorularını, geceleri kimseye söylemediğin şarkılarını… Sen dinlemeyi bilen tek kişiydin.”
Gözlerim doldu. Çocukluğumdan beri içimde taşıdığım o görünmezlik hissi bir anda anlam kazanıyordu. Büyükannem beni gerçekten görmüştü. Üçüncü mektupta adresler vardı. Eski tapu kayıtları, banka dekontları, isimler… Tanıdık gelmeyen ama ömenli oldukları belli olan isimler.
“Bu belgeler,” diyordu, “ailenin sandığından çok daha eski bir hikâyeye ait.”
Kalbim hızla çarpmaya başladı. Kanepe bir hatıra değil, bir anahtar gibiydi. Büyükannem bunu bana bilerek bırakmıştı. Dördüncü mektupta her şey netleşti.
Dedem sandığım adamın aslında dedem olmadığı yazıyordu. Büyükannem gençliğinde büyük bir haksızlığa tanık olmuştu. Ailesine ait olan topraklar, sahte belgelerle ellerinden alınmıştı. O dönem güçlü olan bir akraba, herkesi susturmuş, parayı ve mirası toplamıştı. Büyükannem susmuştu. Mecbur kalmıştı. Ama unutmamıştı… Haberin devamını okumak için sonraki sayfaya geçiniz…
Müge Anlı, Sinan’ın mesajlarını utanarak okudu!
Hayırlı Evlat Dedikleri Bu Olsa Gerek :) Annesine vuran adama uçan tekme atan buzağı..










