Belki uğramıştır. Belki mutfaktadırlar. Koridorun ucundan gelen ışık dışında salon karanlıktı. Yatak odasının kapısı neredeyse kapalıydı. Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki parmaklarım karıncalandı. Kapıyı ittim. Zaman yavaşlamadı. Akmaya devam etti. En kötüsü buydu. Kübra şifonyere yaslanmıştı. Saçları dağınık, gömleği açık. Murat yatağın yanında pantolonunu çekiştiriyordu. İkisi de bana baktı. Kimse konuşmadı. “Meral… erken geldin,” dedi Murat sonunda. Kübra’nın yüzü bembeyaz oldu. Döndüm. Fırından aldığım kutuyu şifonyerin üzerine koydum. “Vay,” dedim. “Aile desteğini bayağı ileri taşımışsınız.” Ve çıktım. Bağırma yok. Tokat yok. Sadece… gitmek. Arabaya bindim. Anahtarı kontağa üç denemede sokabildim. Sürdüm. Telefonum susmadı. Murat. Kübra. Annem. En iyi arkadaşım Hande’yi aradım. “Onları yakaladım,” dedim. “Kübra’yla. Bizim yatakta.” Yarım saniye sustu. “Konum at. Sakın yerinden kıpırdama.” 20 dakika sonra yolcu koltuğuna oturdu. “Ne gördüğünü aynen anlat,” dedi. Anlattım. “Bu gece eve dönmüyorsun,” dedi. O gece Murat kapıya dayandı. “Konuşabilir miyiz?” dedi. “Konuş,” dedim. “Gördüğün gibi değil.” Güldüm. “Yarı çıplak değildin yani?” “Karışık,” dedi. “Ameliyattan sonra zorlandım. Kübra yardımcı oluyordu.” “Nasıl? Gömleği açık şekilde mi?” “Elimde değilmiş gibi oldu,” dedi. “Ne zamandır?” diye sordum. Sustu. “Noel’den beri,” dedi sonunda. Mideme safra yükseldi. “Defol,” dedim. “Avukatımla konuşursun.” Ertesi sabah boşanma avukatını aradım. Ayrıldık. O bir daireye taşındı. Çocuklarla evde kaldım. “Bu sizin yüzünüzden değil,” dedim onlara. Murat defalarca özür mesajı attı. “Bir hata yaptım. Kübra’yı hayatımdan çıkarırım. Düzeltebiliriz.” Hayır. Bunu düzeltemezsin. Sonra karma ısınmaya başladı. Önce fısıltılar. Murat’ın şirketi soruşturma altındaydı. Sonra avukatım aradı. “Adı mali usulsüzlük dosyasında geçiyor,” dedi. Gözlerimi kırptım. “Ciddisin.” “Çok. Bu velayet konusunda işimize yarar.” Gülmeye başladım. Sonra ağladım. Evrenin tuhaf bir adalet anlayışı var demek ki. Kübra bilinmeyen bir numaradan mesaj attı: “Yasadışı olduğunu bilmiyordum. Vergi meselesi sandım. Konuşabilir miyiz?” Engelledim. Artık benim problemim değil. Nakil kontrolüne gittiğimde doktor, “Kalan böbreğiniz harika çalışıyor,” dedi. “En azından bir parçam hayatını düzene koymuş,” dedim. “Bağışladığın için pişman mısın?” diye sordu. “Verdiğim kişiden pişmanım,” dedim. “Yaptığım eylemden değil.” Altı ay sonra asıl an geldi. Hande bana bir haber linki attı. Başlık: “Yerel İş İnsanı Zimmet Suçlamasıyla Tutuklandı.” Murat’ın sabıka fotoğrafı ekrana baktı. Daha yaşlı. Daha küçük. Boşanma tutuklanmasından birkaç hafta sonra kesinleşti. Evi, birincil velayeti ve maddi güvenceyi aldım. Hakim “Boşanma onaylandı,” dedi. Sanki bir organ daha çıkarılmış gibi hissettim. Hâlâ bazı geceler her şeyi baştan yaşıyorum. Hastane odaları. Verilen sözler. Mumlar. Yatak odası kapısı. Ama artık daha az ağlıyorum. Çocuklarımı bahçede oynarken izliyorum. Yanımdaki soluk ameliyat izine dokunuyorum. Doktorun “Böbreğiniz harika çalışıyor” dediğini hatırlıyorum. Ben sadece onun hayatını kurtarmadım. Ben nasıl bir insan olduğumu kanıtladım. O da nasıl biri olduğunu seçti. Karma nedir diye sorarlarsa sabıka fotoğrafını göstermiyorum. Şunu söylüyorum: Karma, sağlığım, çocuklarım ve onurumla yürüyüp gitmemdir. Ben bir koca ve bir kız kardeş kaybettim. O ise bir mahkeme salonunda paraların nereye gittiğini açıklıyor. Meğer ikisi olmadan daha iyiymişim. Bu hikâyedeki herhangi birine bir tavsiye verecek olsaydınız, ne derdiniz? Facebook yorumlarında konuşalım.












