3 yıl sonra YAN DAİREYE
06 Mart 2026 Cuma 01:11Kocamı gömdükten bir gün sonra kızımı gömdüm. Üç yıl sonra, kocamın yüzünü taşıyan bir adam yan daireye, başka bir kadın ve benim adımı taşıyan bir çocukla taşındı. Ardından yaşananlar sadece bir ihanet değildi — hepimizi yok edebilecek büyüklükte bir yalanın çözülüşüydü. Kocamı kapalı bir tabutla gömdüler. O zaman bilmediğim şey şuydu: Kapalı tabut sadece yas değildir — bazen bir kilittir. Onu toprağa indirirlerken sekiz aylık hamileydim. Yüzünü görmeme kimse izin vermedi. Kazanın çok ağır olduğunu söylediler. Onu olduğu gibi hatırlamam gerektiğini söylediler; sanki hafıza bir tabutla yarışabilirmiş gibi. Yüzünü görmeme kimse izin vermedi. Ertesi sabah karnımdaki bebek de savaşmayı bıraktı. 48 saatten kısa bir sürede planladığımız her şey… yok olmuştu. Şimdi, üç yıl sonra, başka bir şehirde üçüncü kattaki bir dairede yaşıyordum. Duvarlar bomboştu, hiç fotoğraf yoktu. Bir diş kliniğinde çalışıyordum; telefonlara bakıyor, temizlik randevuları ayarlıyor ve sessizliğe dönüyordum. Kendime o evi büyük pencereleri ve iyi ışık aldığı için seçtiğimi söylüyordum. Ama gerçek şu ki, o evi seçmemin sebebi içinde hiçbir anı olmamasıydı. Planladığımız her şey… yok olmuştu. Geriye bakmayı reddederek hayatta kaldım. Ta ki o gürültü başlayana kadar. Pazar öğleden sonraydı. Bir tabağı duruluyordum ki merdiven boşluğundan sürtünme sesi geldi. Bir adamın sesi duyuldu: “Köşeye dikkat et,” dedi. Ardından bir kadının yumuşak kahkahası geldi. Ellerimi sildim ve camdan baktım. Genç bir aile taşınıyordu. Siyah saçlı bir kadın elinde listeyle nakliyecileri yönlendiriyordu. On sekiz aylık bile olmayan küçük bir kız çocuğu, elinde pembe peluş tavşanla merdivenlerin yanında sendeliyordu. Bir adam koltuğun ucunu kaldırıp ustalıkla kapıdan geçiriyordu. Göğsümde bir şey burkuldu. Bu, Murat ve ben olabilirdik. Sonra adam başını kaldırıp benim pencereye baktı. Bütün vücudum buz kesti. Murat’ın imza gibi olan saç kesimi… Murat’ın gözleri… ağzı… Sanki biraz yaşlanmış haliydi. Camdan geri çekilirken elimle bir bardağı yere düşürdüm. “Kendine gel,” diye fısıldadım. Ağır ayak sesleri merdivenden yukarı çıktı. Kendimi vazgeçiremeden koridora çıktım. Adam küçük kızı kalçasında taşıyarak en üst basamağa ulaştı. Benim yan dairemin önünde durdu, cebinden anahtar çıkarırken kızın ağırlığını ayarladı. Nabzım boğazımda atıyordu. İçeri dönmeliydim. Ama “Affedersiniz,” dediğimi duydum. “Evet?” diye nazikçe baktı. Yakından bakınca artık benzerlik değildi; oydu… ya da ona fazlasıyla benzeyen biriydi. Ağzım kurudu. “Garip gelecek ama,” dedim dikkatlice, “Murat adında birini tanıyor musunuz? Akraba? Kuzen?” Tüm vücudu bir anda gerildi. “Hayır.” Küçük kızı göğsüne daha sıkı bastırdı. “Elif, hadi içeri gidelim, bebeğim.” “Elif?” diye tekrarladım. “Elif mi?” “Onun adı sadece,” dedi, gözlerimden kaçınarak. “Benim adım da Elif.” Yüzünde bir anlık bir şey parladı. Bir adım daha yaklaştım. “Özür dilerim. Sadece çok benziyorsunuz… Kaybettiğim birine.” Kapıya döndü, kilitle uğraşırken sağ elini net bir şekilde gördüm. İki parmağı eksikti. Murat’ın on yaşındayken amcasının garajının arkasında havai fişek patlatırken kaybettiği aynı iki parmak. “Eliniz…” diye fısıldadım. Yavaşça bana döndü. Gözlerinde artık şaşkınlık değil, korku vardı. “Elif, tatlım,” dedi kızına alçak sesle, “hadi yeni odanı görelim.” Kalbim göğsümü parçalayacak gibiydi. “Murat… gerçekten sen misin?” Küçük kız boynuna daha sıkı sarıldı. O anda merdivenden bir kadının sesi geldi: “Bir sorun mu var hayatım?” Murat kadına bakmadı. “Bu hanımefendi biraz karışıklık yaşıyor. Hadi fıstığa yeni evini gösterelim.” Sanki ben sokaktan rastgele gelmiş bir yabancıymışım gibi konuşuyordu. “Karışıklık yaşamıyorum,” dedim daha yüksek sesle. “Murat, ben senin karınım. Ve sen gayet yaşıyorsun.” Kadın yanımıza geldi, ikimize de baktı. “Bu hiç komik değil hanımefendi.” “Komik olmaya çalışmıyorum. Beş yıl önce Murat’la evlendim. Üç yıl önce onu ve kızımı gömdüm.” Koridorun ucundaki kapı aralandı. Komşu kadın başını uzattı. “Murat, ben senin karınım.” “Nasıl yaşıyor olabilirsin?” diye sordum... Devamını okumak için Lütfen sonraki sayfaya geçiniz..
Müge Anlı, Sinan’ın mesajlarını utanarak okudu!
Hayırlı Evlat Dedikleri Bu Olsa Gerek :) Annesine vuran adama uçan tekme atan buzağı..










