OĞLUM 19 YAŞINDA
“Bir şey sormam lazım,” dedim. “Ve dürüst olmanı istiyorum. Mert… benim torunum mu?” İrem gözlerime baktı. “Evet.” İçimde bir şey gevşedi, sonra tekrar sıkıştı. “Ege’nin yüzü var onda,” diye fısıldadım. “Gerçeği mi istiyorsun?” dedi İrem. “Söylemeliydim. Ama korktum. Ege’yi yeni kaybetmiştik.” “Ben de kaybettim.” “Bu yüzden daha fazla acıyla karşına çıkamadım. Yirmi yaşındaydım. Korkuyordum.” “Bu benim oğlumun çocuğu.” “Benim de,” dedi sertçe. “Onu ben taşıdım, ben büyüttüm.” “Onu elimden almak istemiyorum,” dedim aceleyle. “Sadece tanımak istiyorum. Ege’den kalan şeyi sevmek.” Tam o sırada kapı açıldı. Uzun boylu bir adam içeri girdi. “Ne oluyor?” dedi. “Bu Mert’in babası, Emre,” dedi İrem. Durumu anlattık. Emre beni inceledi. “Yani… siz onun babaannesiniz.” “Bugün öğrendim,” dedim. “İzin verirseniz hayatında olmak istiyorum.” Emre derin nefes aldı. “Ben onun babasıyım. Her anlamda.” “Buna saygı duyuyorum.” “Bu bir çekişme olmayacak,” dedi. “İstemiyorum zaten.” “Yavaş ilerleyeceğiz,” dedi. “Danışman eşliğinde. Sınırlar net olacak. Hızını Mert belirleyecek.” Başımı salladım. “Tamam.” İlk kez aramızda bir ihtimal aralığı hissettim. Ertesi cumartesi yerel bir lokantaya girdim. Cam kenarındaki masada İrem, Emre ve Mert vardı. Önlerinde pankekler. “Gül Öğretmen! Geldiniz!” diye bağırdı Mert. Yanına kaydı, yer açtı. “İsterseniz bize katılın,” dedi İrem çekingen bir gülümsemeyle. “Pankekleri severim,” dedim otururken. Emre menüyü uzattı. Mert eğilip fısıldadı: “Çikolata parçalı yapıyorlar, istersen.” “Öyle mi?” dedim gülümseyerek. “Uzman gibisin.” Kıkırdadı. “Benim oğlum da çikolatalı sütü çok severdi,” dedim. “On sekiz yaşındayken bile her akşam içerdi.” Emre gülümsedi. “Biz her cumartesi buraya geliriz. Gelenek oldu.” Etrafıma baktım. İlk kez bir yere ait hissediyordum. Mert cebinden pastel boya çıkarıp peçeteye resim çizmeye başladı. “Çizim yapabilir misiniz?” “Pek iyi değilim.” Birlikte yamuk bir köpek ve kocaman sarı bir güneş çizdik. İrem çaydanlığı bana uzattı. “Şeker alıyordunuz, değil mi?” Başımı salladım. Mert bana baktı. “Gelecek cumartesi de gelecek misiniz?” İrem’le göz göze geldim. Küçük ama cesur bir gülümseme verdi. “İstersen,” dedi. “Gelirim,” dedim. “Çok isterim.” Ve ilk kez dünya, pankekler, pastel boyalar ve ikinci şanslar eşliğinde yeni bir başlangıca izin veriyor gibiydi. Artık oğlumun yaşayan bir parçası hep benimle olacaktı. Mert koluma yaslanıp Ege’nin bir zamanlar mırıldandığı melodiyi mırıldanırken şunu anladım: Yas, bazen yeni bir şeye dönüşebilir. İkimiz için de yeterince parlak bir şeye.
- Geri
- Ana Sayfa
- Normal Görünüm
- © 2014 Şiir Dostları

