• Güncel
  • Sağlık Faydalı Bilgiler
  • MAGAZİN
  • Hikayeler Fıkralar
  • Meteoroloji,Hava Durumu
Şiir Dostları06 Kasım 2026
  • ANA SAYFA
  • SON DAKİKA
  • KATEGORİLER
  • İstanbul7°C▼
  • Ankara7°C

YAKIŞIKLI VE ZENGİN BİR ADAM

  • Önceki
  • 2 / 2
  • Sonraki
Yakışıklı ve Zengin Bir Adam galerisi resim 2

Telefonu kapattım ama söyledikleri içime işlemişti. Birkaç gün sonra Baran beni şehir dışında, deniz manzaralı muhteşem bir villaya götürdü. Bahçesinde zeytin ağaçları, içinde kocaman pencereler vardı. “Burası senin olabilir,” dedi. Şaşkınlıkla yüzüne baktım. “Ne demek istiyorsun?” “İstersen hayatımızın geri kalanını burada geçirebiliriz.” Bir anda gözlerim doldu. Ama o gece eve dönerken arabasında çalan telefon bütün mutluluğumu altüst etti. Ekranda bir kadın ismi görünüyordu. “Nermin – Avukat” Baran telefonu açmadı. Biraz sonra mesaj geldi. Ekranda yalnızca birkaç kelime görebildim: “Süheyla Hanım gerçeği öğrenmeden işlemi tamamlamalıyız.”

 

Bütün bedenim buz kesti. “Bu ne demek?” diye sordum. Baran'ın yüzü bembeyaz oldu. “Yanlış anlıyorsun.” “Benden ne saklıyorsun?” Cevap vermedi. O akşam arabadan inip kapımı kapattım. Peşimden gelmesine izin vermedim. Ertesi sabah kapım çaldı. Karşımda Baran vardı. Elinde küçük, eski bir anahtar tutuyordu. “Süheyla, artık her şeyi bilmelisin.” Anahtarı avucuma bıraktı. “Bu, babanın eski evinin anahtarı.” Şaşkınlıktan konuşamadım. Babam yıllar önce ölmüştü. Çocukluğumun geçtiği taş evin ise çoktan satıldığını sanıyordum. “Sen babamı nereden tanıyorsun?” Baran derin bir nefes aldı. “Babamı iflastan kurtaran adam senin babandı.” Sonra anlatmaya başladı. Yıllar önce Baran'ın babası büyük bir borcun altında kalmış. Her şeyini kaybetmek üzereyken benim babam ona yardım etmiş. Karşılık olarak hiçbir şey istememiş. Baran'ın babası öldüğünde arkasında bir mektup bırakmış. Mektupta bizim ailemizi bulmasını, yıllar önce yapılan iyiliği unutmamasını istemiş. “Peki benimle neden tanıştın?” diye sordum. “Çünkü babanın evini satın alan şirket benim şirketimdi. Eski kayıtları araştırırken seni buldum.” Birden taşlar yerine oturmaya başladı. “Yani benimle karşılaşman tesadüf değildi?” Başını eğdi. “Hayır.” Sanki göğsüme bir taş oturmuştu. “Düştüğüm gün de mi tesadüf değildi?” “Düşmen tesadüftü. Ama seni daha önce uzaktan görmüştüm. Tanışmaya cesaret edemiyordum.” Gözlerimden yaşlar süzüldü.

 

“Beni kandırdın.” “Başlangıçta sana evi geri vermek istiyordum. Sonra seni tanıdım. Gerçekten âşık oldum.” “Avukatın neden benden gizli işlem yapıyordu?” “Çünkü evin tapusunu senin adına devretmek için hazırlık yapıyorduk. Ama bunun senin bilgin ve imzan olmadan tamamlanamayacağını biliyordum.” Bir süre sessiz kaldım. Sonra ona hayatım boyunca unutamayacağı bir soru sordum. “Baran, babam sana hiçbir şey bırakmamış olsaydı, yine de benimle tanışmak ister miydin?” Gözlerini kaçırdı. Ve işte o sessizlik, bütün cevaplardan daha ağırdı. Onu kapıdan gönderdim. Üç hafta boyunca telefonlarına çıkmadım. Bu sırada babamın eski evini araştırdım. Baran'ın anlattıklarının doğru olduğunu öğrendim. Babam gerçekten de onun ailesine yardım etmişti. Ama bu, kandırılmış olduğum gerçeğini değiştirmiyordu. Bir sabah kızım Belgin ziyaretime geldi. Ona her şeyi anlattım. Beni dinledikten sonra elimi tuttu. “Anne, bu adamın seni sevip sevmediğini bilemem. Ama senin yeniden mutlu olmanı istiyorum. Yeter ki kimse seni kandırmasın.” İlk kez kızımın gözlerinde yargılama yerine anlayış gördüm. Ertesi gün Baran'ı aradım. Buluştuğumuzda ona eski anahtarı uzattım. “Evi istemiyorum,” dedim. Şaşkınlıkla baktı. “Peki beni?”

 

“Bana bir cevap borçlusun. Benimle tanıştıktan sonra neden gerçeği söylemedin?” “Çünkü seni kaybetmekten korktum.” “Ve sustuğun için kaybettin.” Baran'ın gözleri doldu. O gün birbirimize sarılmadık. Birbirimize söz vermedik. Yalnızca vedalaştık. Altı ay geçti. Bu süre içinde Baran beni aramadı. Bir gün avukatından bir mektup geldi. Çocukluğumun evini ziyaret edebilmem için anahtarın hâlâ bana ayrıldığını, mülkiyetin ise Baran'ın şirketinde kaldığını bildiriyordu. Hiçbir belge imzalamam gerekmiyordu. Mektubu sakladım. Bir hafta sonra o eve gittim. Bahçedeki yaşlı incir ağacı hâlâ yerindeydi. Babamın kendi elleriyle yaptığı tahta bank da öyleydi. Bankın üzerine oturup uzun süre ağladım. O sırada arkamdan bir ses duydum. “Babanız bu ağacın altında oturmayı çok severmiş.” Baran'dı. Bana yaklaşmadı. Yalnızca uzakta durdu. “Burada ne yapıyorsun?” diye sordum. “Bugün bahçıvanla görüşecektim. Geleceğini bilmiyordum.” Bu kez ona inandım. Yanıma oturmak için izin istedi. Başımı salladım. Uzun süre konuşmadan incir ağacına baktık. Sonra elimi uzattım. “Baran, yeniden başlayacaksak aramızda tek bir sır bile olmayacak.” Elimi tuttu. “Söz veriyorum.” “Bir de pahalı hediyeler istemiyorum. Bana yalnızca zamanını ver.” Gülümsedi. “Bütün zamanımı değil ama elimden geldiğince çoğunu verebilirim.” İkimiz de güldük. Bugün altmış yedi yaşındayım. Baran'la hâlâ görüşüyoruz. Evlilik kararı almadık. Birlikte yaşamıyoruz. Ama birbirimizi tanımaya, güvenimizi yeniden kurmaya devam ediyoruz.

 

Çocukluğumun evini ise satın almak yerine, Baran'ın izniyle mahalledeki kadınların buluşup kitap okuyabileceği küçük bir kültür evine dönüştürmek için çalışıyoruz. Çünkü artık biliyorum ki gerçek aşk, birinin size lüks bir villa vermesi ya da pahalı bir yüzük takması değildir. Gerçek aşk, karşınızdaki insanın size gerçeği söyleyecek cesareti göstermesi ve hata yaptığında güveninizi yeniden kazanmak için sabırla emek vermesidir. Altmış altı yaşımda öğrendiğim en büyük ders de buydu: İnsan hangi yaşta olursa olsun yeniden âşık olabilir. Ama hiçbir yaşta, sevilmek uğruna kendi değerinden vazgeçmemelidir.

  • Geri
  • Ana Sayfa
  • Normal Görünüm
  • © 2014 Şiir Dostları