O, DOĞUM YAPMAK İÇİN HASTANEYE TEK BAŞINA GELDİ
Çıkmadan önce masaya bir kart bıraktı.
“Size güvenmenizi istemiyorum. Sadece şunu bilin: Bir gün bir şeye ihtiyacınız olursa yalnız değilsiniz.”
Elif cevap vermedi.
Bir hafta sonra, İstanbul Tlaquepaque benzeri daha sakin bir semtinde küçük kiralık dairesinde biri kapıyı çaldı. Elif irkildi. Alp’i kucağına aldı ve göz deliğinden baktı.
Kemal’di. Elinde bez çantalar, tavuk suyu dolu bir kap ve poğaça kutusu vardı.
“Rahatsız etmek istemem,” dedi kapıdan. “Sadece… belki yemek yememişsinizdir diye düşündüm.”
Elif ona gitmesini söylemek istedi. Ama ateşi vardı, uyumamıştı ve bebek saatlerdir ağlıyordu.
Kapıyı açtı.
Kemal içeri girdi ama hiçbir şeye hükmetmedi. Emir vermedi. Onu yetersiz görmedi. Biberonları yıkadı, çorbayı ısıttı ve Alp’i öyle bir dikkatle kucağına aldı ki Elif’in içinde bir şey kırıldı.
Böylece ziyaretleri başladı.
Pazar günleri meyve, bez ya da ilaçla geliyordu. Bazen Aysel’den bahsediyordu: yılbaşında yaptığı yemeklerden, temizlik yaparken söylediği şarkılardan, sakladığı doğum günü kartlarından. Elif, Alp’in hiç tanımayacağı bir büyükanneyi hayal etmeye başladı.
Ama bir gün, Kemal bebeği sallayarak uyuturken Elif sordu:
“Mert nerede?”
Doktor cevap vermekte gecikti.
“Onu buldum.”
Elif’in içi buz kesti.
“Ne?”
“Tepatitlán’da. Bir atölyede çalışıyor. Kiralık bir odada yaşıyor.”
“Ona ne söylediniz?”
Kemal derin bir nefes aldı.
“Alp’in fotoğrafını gösterdim.”
Elif’in göğsüne sıcak bir öfke yükseldi.
“Bana sormadan mı?”
“Evet,” dedi Kemal. “Ve bunun yanlış olduğunu biliyorum. Ama onun neyi bıraktığını görmesi gerekiyordu.”
Bebek, sanki gerilimi hisseder gibi kıpırdandı.
“Mert ne yaptı?”
Kemal dudaklarını sıktı.
“Ağladı.”
Elif acı bir kahkaha attı.
“Ne kolay. Bir kadın tek başına doğum yaparken ağlamak…”
“Gelmedi çünkü buna layık olmadığını düşünüyor.”
“Hayatında ilk kez doğru düşünüyor.”
Kemal tartışmadı.
İki ay geçti. Elif artık açıklama beklemiyordu. Alp’i mavi bir leğende yıkamayı, uykusuzken bez değiştirmeyi, komşuya bırakıp kısa süreli işe gitmeyi öğrendi. Kemal ziyaret etmeye devam etti.
Sonra bir pazar sabahı kapı çalındı.
Üç kez.
Elif doktordur diye düşündü.
Ama kapıda Mert vardı.
Zayıflamış, sakalları uzamış, gözleri çökmüş halde ve elinde küçük bir oyuncak ayı tutuyordu.
Elif’e baktı. Sonra bebeğe baktı.
“Burada olmamalıyım,” dedi.
Elif’in elleri titredi.
“Hayır. Olmamalısın.”
Ve arkasında Kemal ayağa kalktı.
Baba ve oğul karşı karşıya kaldı. Ortalarında Alp vardı; sanki söylenmemiş tüm gerçekleri taşıyan tek şey oymuş gibi.
Mert bir adım attı.
Elif onun konuşacağını sandı.
Ama Mert dizlerinin üzerine çöktü ve her şeyi değiştiren cümleyi söyledi:
“Sizi terk etmemin sebebi sizi sevmemem değildi… babam gibi olacağımı düşündüğüm içindi.”
BÖLÜM 3
“Ne söylediğine dikkat et,” diye uyardı Kemal, sesi alçak ama sertti.
Mert hâlâ beşiğin yanında dizlerinin üzerindeydi. Alp, evin içine yeni giren fırtınadan habersiz uyuyordu.
Elif kollarını bağladı.
“Hayır. Artık konuşacaksın. Yedi ay süren sessizlikten sonra, sonunda gerçeği söyleyeceksin.”
Mert yüzünü koluyla sildi.
“Sana hamile olduğunu söylediğin gece korktum. Normal bir korku değildi. Evde nefret ettiğim her şeyi tekrar edeceğimi hissettim.”
Kemal gözlerini kapattı.
“Annen seni çok severdi,” dedi.
“Evet,” diye cevap verdi Mert. “Ama sen sevgiyle değil, düzeltmeyle büyütürdün. Ne yaparsam yanlıştı. Dokuz aldıysam neden on değil diye sorardın. Ağladıysam ‘erkek gibi ol’ derdin. Annem hastalandığında kendimi işe yaramaz hissettim. Onu hastaneye götürme konusunda tartıştığımız gün… kaybettiğimi kabullenmek yerine kaçmak daha kolay geldi.” Devamını okumak için Lütfen sonraki sayfaya geçiniz..
- Geri
- Ana Sayfa
- Normal Görünüm
- © 2014 Şiir Dostları

