BOŞANDIKTAN SONRA GEMİYE BİNDİM
GEMİDEKİ YABANCI VE YİRMİ İKİ YILLIK SIR
“Sonra elini ceketinin iç cebine götürdü. Ve oradan bir şey çıkardı. Onu gördüğüm anda yüzümde bir damla kan kalmadı.”
Adamın avucunda, kenarları yıpranmış küçük bir bebek bilekliği duruyordu. Üzerindeki soluk yazıyı okumam birkaç saniye sürdü: “Anne: Suna Yalçın. Bebek: Erkek. 14 Mayıs.”
Bardağım elimden kayıp masaya çarptı. O tarihi hayatım boyunca unutamamıştım. Yirmi iki yıl önce, kızım doğarken ikiz kardeşinin yaşamadığını söylemişlerdi bana.
“Bu nereden çıktı?” diye fısıldadım.
Adamın gözleri doldu. “Benim adım Barlas. Oğlun yaşıyor, Suna Hanım.”
Bir an salonun bütün sesleri kesildi. Garsonların ayak sesleri, çatal bıçakların tıkırtısı, uzaktan gelen müzik... Hiçbirini duymuyordum.
“Yalan söylüyorsunuz.”
“Keşke söyleyebilseydim.”
Cebinden bir fotoğraf daha çıkardı. Yirmili yaşlarının başında bir delikanlı, deniz kıyısında gülümsüyordu. Kızım Eylül’ün gözleri, benim kaşlarım ve eski eşim Levent’in çenesine sahipti.
Fotoğrafı ellerim titreyerek aldım.
“Adı ne?”
“Toprak.”
“Peki siz kimsiniz?”
Barlas bir süre sustu. “Onu büyüten adamım.”
Sandalyeden kalkmaya çalıştım ama dizlerim tutmadı. Barlas garsona su getirmesini işaret etti. Beni sakinleştirmeye çalışmadı. Sadece bekledi.
Yirmi iki yıl önce erken doğuma girmiştim. Hastanede saatlerce süren bir karmaşa yaşanmış, uyandığımda bana bir oğlumun öldüğü söylenmişti. Eylül kuvözdeydi. Levent, ağlayarak elimi tutmuş, diğer bebeğimizi defnettiklerini anlatmıştı. Ben cenazesini bile görememiştim. Doktorlar bunun benim sağlığım için daha iyi olduğunu söylemişlerdi.
Yıllarca o görünmeyen bebeğin yasını tuttum. Her doğum gününde Eylül için pasta hazırlarken bir dilimi de hiç tanımadığım oğluma ayırdım.
“Nasıl?” dedim. “Bir çocuk ölmediyse bunu nasıl saklayabildiler?” Devamını okumak için Lütfen sonraki sayfaya geçiniz
- Geri
- Ana Sayfa
- Normal Görünüm
- © 2014 Şiir Dostları

